Sene 2007, Güney Koreli Biocera firmasının Türkiye distribütörü ile anlaşmışım, firma piyasadaki diğer cihazlardan çok farklı şebeke girişi su iyonize cihazı satışı yapıyor. Seramik kürecikler suyu aktive ediyor ve suya olağanüstü özellikler katıyor ama bir handikap var piyasada ozaman için 50-100TL'ye satılan filtre kaplarıınn içerisine konulmuş. 450TL'den alıyorum 600TL'den satmaya çalışıyorum ama zorlanıyorum, satış elemanlarım da yok her işi kendim yapıyorum. Olmuyor bir türlü aylar geçiyor bir satış bile yapamamışım. Buna karşın ofisin masrafları da durmuyor. Derken üstüne bir de Türkiye Distribütörü zam yapmasın mı, bundan sonra 600TL'den alacaksın 750TL'ye satacaksın. O dönem böyle enflasyonda yok, dolar yerinde sayıyor, zaten satış da yapamıyoruz, durup dururken nerden çıktı bu zam? Atladım otobüse gittim Antalya'ya. Hayırdır dedim Kore'de deprem falan mı oldu nerden çıktı bu zam dedim. Hem 50 liralık filtre kaplarını 600TL'ye satmaya çalışıyoruz, olmuyor ferrari motorunu almışız murat124 kasasının içine koymuşuz insanlar 124'e o kadar para vermek istemiyor diyerek çıkıştım. Güldü, benzetmem hoşuna gitti galiba, yanındaki müdüre bak ne diyor duydunmu dedi sonra hep birlikte fabrikadan depoya geçtik. Orda 5-6 konteynır dolusu ürün depoda bekliyordu. Bak evlat, üretici fiyatı belirler tüketici karar verir, tüketene göre hareket etmez edemez dedi. Sen ambalaja bakma içine bak. Ambalaja bakan müşteri sadık olmaz daha janjanlısını gördü mü seni bırakır ama içini bilen senden vazgeçmez. Depremdi seldi sen bunları düşünüp kafanı boş yere yorma, sen ürüne odaklan satış yap, hadi dön ofisine masraflar devam ediyor dedi. Tamam dedim ama satış fiyatı 999TL olacak, kar marjı çok az masraflarımı çıkarabilmem için bu gerekli dedim, şöyle yüzüme bir baktı tamam dedi. İzmir'e döndüm başladım çalışmaya, müşterileri arıyorum randevu alıyorum, sunum yapıyorum tam satış olacak taksit yapacam müşteride benim bankanın kredi kartı yok, olmuyor, araştırıyorum en fazla world card var gidiyorum banka ile anlaşıyorum müşteri geliyor bonus istiyor, şaka gibi. 3 farklı banka ile anlaştım, her biri masrafıma masraf katıyor müşteri geliyor başka kart çıkartıyor. Bu böyle olmayacak derken aklıma Biocera'nın sürahileri geldi. Biocera’nın kendi üretmiş olduğu sürahiler var ama bizde yok. Distribütör ürünleri direk getirmeye karşı sadece hammaddesini getiriyor. Kalıp yaptıralım dedim, 250-300bin para veremem dedi, 50bine yapacak kalıpçı buldum yine olmaz dedi. Ne yapayım ne yapayım derken plastik sürahileri araştırmaya başladım, fiyat olarak uygun olacak kalite olarak da iyi olacaktı. Araştırdım ve IKEA'da bu sürahi ile karşılaştım, baktım olur mu olur dedim.

ikea surahi

Ortası çıkabilen içi su dolu bir borusu var, buzluğa atıyorsun donuyor sonra sürahinin içine koyunca suyu soğutuyor, sürahinin asıl amacı bu. Ben ortadaki boru şeklindeki parçanın baş tarafını kestim, suyunu boşalttım, alt tarafına yakın kısmından da seramik küreckilerin düşmeyeceği şekilde 2mm'lik delikler açarak suyun içeriye girebilmesini sağladım. İçine suyu iyonize eden, uzak dalga boylu kızıl ötesi ışınlar yayayarak su moleküllerini parçalayan biocera seramik kürecikleri koydum, kestiğim kısmı da direk kapağa yapıştırdım. Yukarıya benim şirketin logosunu, yan taraflara da distribütörün markasını ve bilgi içeren şeffaf etiket yaptırdım ve oldu. Gayet fabrikadan çıkmış bir ürün gibi güzel görünüyordu, resmini çektim gönderdim o da beğendi ve onay verdi. İnternet siteme koydum, ertesi günü ofise ilk müşterim Ayşe hanım geldi, kendisi ofisin bulunduğu sokağın iki sokak arkasında oturuyormuş. Sizi burada bulmam çok enteresan biliyormusunuz dedi, aylardır bu ürünü arıyorum Japonya'dan mı alayım Çin'den mi alayım karar veremedim derken burnumun dibinde olmuş olmanız... Gerçekten hala inanamıyorum derken antioksidan sular hakkında uzun bir söyleşiyle birlikte ilk satışımı gerçekleştirdim. Gidip İkea'dan 4-5 tane alıyor üretim yapıp satıyordum derken bir gün İkea'da sürahi kalmamıştı. Ordaki görevliye sordurdum İkea’nın hiçbir mağazasında yokmuş, ürün Çin'den geliyor gemideymiş ve stoğa girmesi 45 gün sürecekmiş. Satan bir ürünün elimde fazla stoğunu bulundurmamanın acı tecrübesini yaşayarak öğrendim. Başka çare yoktu, bekleyecektim. Gelir gelmez gittim alışveriş sepetini sürahilerle doldurmaya başladım. Sürahiler yolda gelirken ambalajı hasar görüp çizilme ihtimali oluyordu, onun için tek tek özenle seçip sepeti dolduruyordum. Tabi bu da ister istemez diğer alışveriş yapanların dikkatini çekiyordu. Sürahinin fiyatı ozaman 10TL idi, bir bayan geldi sepetin içinde bir sürahi aldı evirdi çevirdi sonra eğildi fiyat etiketine baktı sesli bir şekilde pahalıymış deyip bıraktı. Ben de dayanamadım, hanfendi ben bu sürahileri 200TL'den satıyorum deyince surat ifadesi ve Neeeee sesi hala hafızamda kayıtlı. Hanfendinin 10TL'ye pahalı dediği sürahileri 200TL'den almak için ön sipariş vermiş sırada bekleyen müşterilerim vardı. Bunu neden anlattım, bu bir başarı hikayesi değil. Bu benim için içinde dersler olan günümüz konusuyla da örtüşen ticarette var oluş ya da yok oluş hikayesiydi. Depoda ürünleri yerleştirirken sürahi karşıma çıktı ve anılar canlandı. Birilerinin varoluş ya da yokoluş hikayesine ilham kaynağı olabilir diye paylaşmak istedim. Network Marketing sisteminde bizler tüketici tarafındayız ama sıradan bir tüketici olarak değil, üretken tüketicileriz, bunun altını çizmek istiyorum. Hep beraber hareket edebilirsek ve tüketici ağımızı genişletebilirsek hep beraber yolumuza mutlu üretken tüketiciler olarak devam edebiliriz. Ete zam geldi diye kasaba küsmüyorsak birbirimize daha sıkı sarılmakla da sağlık-varlık-mutluluk üçgenini daha çabuk yakalayacağımızı düşünüyorum. Herkese mutlu bir haftasonu diliyorum.