Yüksek lisans tezi yapacağım dönem, kendime konu araştırıyordum acaba ne yapsam ne yapsam diye düşünüyordum. Benim tez hocam da üniversitenin en zorlu hocalarından birisiydi, titiz çalışırdı kılı kırk yarardı. Bir gün hocanın odasına gittim. Baktım çarşaf çarşaf yazıcıdan çıktı almış bir şeylerle uğraşıyor.

Dedim hocam ne yapıyorsunuz?

Hoca: Bana yardım eder misin?

Ben: Tabi ki dedim, ne yapacağız?

Hoca kendisi Hardy Cross yöntemi ile su dağıtım şebekeleri hidrolik hesapları yapan bir program yazmış FORTRAN dilinde. Program DOS ortamında çalışıyor. Şebeke sisteminde borular var düğüm noktaları var, boru çaplarını değiştirerek oluşan basınçları kontrol ediyor. Yazılım BINARY sistemi üzerinde kurulmuş alt alta ve yan yana bir sürü 0 ve 1 ler var. Her birinin arka planında bir değişken var. Hoca bir borunun çapını değiştiriyor şebekedeki bütün değerler değişiyor, hepsini tek tek kontrol ediyoruz, sınır değerlerin altına düşenler varsa tekrar eski haline getiriyoruz hoca bir başka boruyu değiştiriyor ve biz aynı işlemleri defalarca tekrarlıyoruz. Tabi ben hem yoruldum, hem bir şey de anlamadım ve sonra gaflet içeren sorular sormaya başladım.

Ben: Hocam projeyi yapmışsınız, istenilen basınçlar sağlanıyor gayet güzel, daha niye uğraşıyoruz?

Hoca: Daha iyisini bulmak için.

Ben: Daha iyisini bulup ne yapacağız?

Hoca: Tasarruf sağlayacağız.

Ben: Daha ne kadar böyle uğraşacağız?

Hoca: En iyisini bulana kadar.  

Ben: Hocam böyle tek tek kontrol edeceğimize bütün olasılıkları bilgisayara hesaplattırsak istemediğimiz sonuçları bize hiç göstermese daha iyi değil mi?

(Liseden olasılık hesaplarını hatırlayın, hoca da o zaman bana hatırlatmıştı.)

Hoca: 160 borumuz var ve 8 farklı çap kullanacağız, hadi tüm olasılıkları bul.

Ben başladım 160*159*158 derken jeton düştü. Çözüm havuzu adını bile bilemeyeceğim rakamlardan oluşuyor. Bunların arasından en iyi çözümü bulmak imkansız, samanlıkta iğneyi bulabilirsiniz ama burdaki en iyi çözümü bulamazsınız.

Sonra aklıma dahiyane bir fikir geldi, hocam dedim şebeke su girişlerinin olduğu bölgede küçük çaplı boruları kullanamayız, bunları seçeneklerden çıkaralım çözüm havuzunu daraltmış oluruz.

Hoca: Yap bakalım dedi, Ben çalışmaya başladım ve çok geçmeden farkına vardım ki okyanustan gölü çıkarıyoruz geriye yine okyanus kalıyor, yani değişen bir şey olmuyor. Ben: Peki hocam siz nerden biliyorsunuz hangi boruyu değiştireceğinizi bir boruyu değiştirmek bile hesaplamalar kontroller derken bir sürü vakit alıyor.

Hoca: Tecrübe. Sen de 35 yıl bu işlerle uğraş tecrübe sahibi olursun, hangi boruyu değiştireceğini bilirsin. Bu yüzden yurtdışında hidrolikle uğraşan tecrübeli mühendisler iyi para kazanıyorlar.

Ben: Ama hocam sizin çözüm de en iyi çözüm değil, tecrübenizi kullanıyorsunuz ama en iyi çözüm olduğunu garanti edemezsiniz.

Hoca : Doğru, bu yüzden mühendisler iyi yetişmek zorunda. Hoca doğru söylüyordu bir taraftan ama benim açıkçası bu işlerle uğraşmaya da gönlüm yoktu. Ne acı ki neden ordaydım bilmiyordum, çocukluk hayalim neydi onu da bilmiyordum varsa da unutmuştum. Belki hayatın bakışına aldanıp akışına kendimi kaptırmıştım.

Neyse ortada bir problem vardı ve ben o problemi çözebilecek birşeyler bulursam bundan iyi tez konusu olmaz diye düşündüm. Bakış açımı değiştirmem gerekiyordu, düz mantıkla gidecek olursak okyanusta var olan en değerli inci tanesini bulmak gibi imkansız bir problem vardı karşımızda. İnternet o zamanlar yeni yeni yayılmaya başlıyordu. Evde 56K fax/modemlerle bağlanıyorduk. Üniversite uluslararası online kütüphanelere üyeydi ve ücretli makaleleri ücretsiz olarak indirebiliyorduk.

Ben başladım araştırmaya, karınca kolonisi, arı kolonisi, sinir ağları derken genetik algoritmalar çıktı karşıma. Genetik algoritmalar hoşuma gitti, çünkü yapısı basitti. “Survival of the fittest” (en iyiler hayatta kalır) teorisi ile çalışıyordu. Daha önce su dağıtım şebekeleri dahil mühendislik problemlerine de uygulanmıştı ve çok iyi sonuçlar elde edilmişti. İşte dedim hocaya benim tezim bu olacak, başlık o günden belli olmuştu, Su dağıtım şebekelerinin genetik algoritma ile optimizasyonu.

Hoca: Nasıl yapacaksın.

Ben: Bir yolunu bulacağım.

Visual basic ile basit yazılımlar yapabiliyordum ama bu proje üst düzey yazılım bilgisi gerektiriyordu. Burayı uzatmayacağım, bilgisayar mühendisliği bölümünden Fatih Yüce adlı arkadaşım ile 6 ay gece gündüz çalışarak bir ekibin yapacağı işi iki kişi bitirdik. Şansım arkadaşın üst düzey yazılım bilgisine sahip olmasıydı. Yapay zeka konularıyla ilgileniyordu, hiç unutmam “insanın düşündüğü herşey bilgisayarlarla yapılabilir” diyordu. Kendisine buradan yine sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Bizim yazılımdaki amaç mümkün olan en küçük çaplı borularla su dağıtımını kesintisiz bir şekilde sunmaktı yani otomatik optimizasyon yapmak diyebiliriz. Yazılım şebeke sistemine verdiğiniz boru çaplarını rastgele yerleştiriyor, sonra hidrolik açıdan şebeke sistemini çözmek için Amerikan Çevre Ajansının(EPA) açık kaynak kodlu yazılımını (Epanet2) kullanarak borulardaki hız ve düğüm noktalarında oluşan basınçları hesaplıyor, bunları verdiğimiz kriterlere göre değerlendirerek iyi ya da kötü olduğunu tesbit ediyor, sonra genetik algoritmanın dinamiklerini kullanarak iyilerle iyileri çaprazlıyor, sonuç olarak daima daha iyiye doğru evrilme yöntemiyle ilerliyordu. Arada bir farklı çözüm havuzlarına atlamak için evrim teorisinde yer alan mutasyonu da kullanıyor ve sonsuz sayılabilecek çözüm havuzunun tamamı olmasa da akıllıca bir teknikle işimize yarayabilecek bölümlerini bu şekilde tarayarak en iyi sonucu bulmaya çalışıyordu. Bunu hocanın yaptığı gibi aylarca süren deneme-yanılma yöntemleri ile değil tek bir tuşa basarak dakikalar içerisinde yapabiliyorduk. Sonuç olarak başarmıştık, kompleks şebekelerde bile çok daha iyi proje üreten bir yazılım geliştirdik. Hocanın odasında onun aylarca çalıştığı benim birkaç saatliğine yardım ettiğim projeyi tekrar bizim programımızla çözdük ve %5 tasarruf sağladık.  

Sıra geldi tezimizi sunmaya. Tabi bölüm ingilizce olduğu için dersler de ingilizce tez sunumu da ingilizce olarak yapılıyordu. O dönem ingilizcemi geliştirmek için 1 sene hazırlık sınıfında 2 sene de özel bir dil kursunda eğitim aldım. Sıradan bir İngiliz, Amerikalıya göre üst düzey İngilizce biliyordum ama gel gör ki akıcı bir şekilde konuşamıyordum. Tez sunumunda benim hoca dahil karşımda 3 profesör vardı, başladım anlatmaya. İşin açıkçası sunuma iyi hazırlanamadım, herşey ucu ucuna yetişti, hatta programın görsel kısımları ile ilgili gözden geçirmem gereken bazı noktalar sunum sonrasına kalmıştı. Ben anlatmaya çalışıyorum aklıma bir kelime takılıyor ingilizcesini düşünürken duraksıyorum falan, baktım çok değerli bir ordinaryus hocamız karşımda uyukluyor. Tabi onu öyle görünce benim bütün heyecanım gitti, modum düştü. Nerdeyse karşılıklı uyuyacağız o vaziyete geldik. Neyse rahmetli hocamız uykusundan irkildi, Genetic Algorithm Genetic Algorithm nedir bu Genetic Algorithm ne iş yapar dedi, ben de fırsat bu fırsat başladım Türkçe anlatmaya. Sunum bitti, tezim kabul edildi Çıkışta hocam “Sen büyük bir iş başardın ama sunumun berbattı” dedi ve gitti. Ben öylece kalakaldım. Oysa ki ben havai fişekler, konfetiler hatta hocaların beni omuzlarına alıp okul turu yaptırmasını bekliyordum(burası kötü bir şaka) ama olmadı. Gerçekler acı bir tokat gibi yüzüme vurdu. Sunum çok önemli.

Açık büfe restoranda yemeği seçerken eğer o yemeği bilmiyorsanız ilk etapta görseline bakıyorsunuz. Sunum güzelse şefe yemek hakkında sorular soruyorsunuz.Yemek ne kadar lezzetli olursa olsun ne kadar zahmetli yapıldıysa yapılsın sunum kötüyse önünden geçip gidiyorsunuz.

Konuyu bu işe(network marketing) bağlayacak olursak sunum çok önemli ama herşey demek değil. Bu işte çok iyi kazananlara baktığınızda hepsi çok iyi sunum yapıyor diyemezsiniz ve ya iyi sunum yapan birinin de iyi kazanamadığını görmek olası olabiliyor, birebir tanıdığım onlarca kişi mevcut. Bu işte başarıya giden tek yol var o da yapmak arkadaşlar. Bu işi yapan %100 başarılı oluyor. Bu işi yapmak için de iyi ya da kötü sunmak gerekiyor. Bizim çok lezzetli bir yemeğimiz var, doğru şekilde sunanların tabaklarını silip süpürüyorlar, bu bir gerçek, ben yakından görüyorum.